Yazılım mühendisliğini seçerken kafamda neredeyse hiçbir soru yoktu. Her şey netti. Bilgisayar başında vakit geçirmeyi seven bir çocuktum. Kod yazmanın kolay bir şey olduğunu düşünüyordum. Yazılımın ne olduğunu tam olarak bilmeden, gözüm kapalı bu yolu hedeflemiştim. Kısa sürede para kazanan, esnek çalışma saatleri olan, “cool” projeler yapan yazılımcılar hayal ediyordum. Üniversiteye başladığımda ise bu tablonun büyük bir kısmının gerçeklerle birebir örtüşmediğini fark ettim. Ve herkes gibi ben de bu noktada bir hayal kırıklığı yaşadım. Beklentilerimiz çoğu zaman bize ait değil. Sosyal medyada gördüğümüz başarı hikâyeleri, herkesin çok hızlı ilerlediği ve bizim de aynı hızda yol almamız gerektiği algısını oluşturuyor. Ancak kimse o videolarda aylarca anlam verilemeyen basit hatalardan, yarım bırakılan projelerden ya da zor geçen süreçlerden bahsetmiyor. Biz sadece sonucu, yani başarıyı görüyoruz; süreci değil. Bu da beklentilerimizi gerçekçi olmayan bir noktaya taşıyor. Üniversiteye başladığım ilk dönemlerde yazılım mühendisliğinin daha çok uygulama geliştirmekten ibaret olduğunu sanıyordum. Oysa okul bitene kadar algoritmalar, matematik, fizik ve birçok teorik dersle karşılaştım. “Ben kod yazmak istiyorum, neden sürekli teori görüyorum?” sorusunu kendime sık sık sordum. Aslında buradaki sorun, üniversitenin bize neyi amaçladığını yanlış anlamamızdan kaynaklanıyordu. Üniversite bize hazır bir meslek sunmuyor; düşünme biçimi kazandırmaya çalışıyor. Ancak biz hızlı sonuç beklediğimiz için bu süreci çoğu zaman anlamsız görüyoruz. Bir başka gerçek ise yazılım öğrenmenin zihinsel olarak yorucu olması. Dışarıdan bakıldığında sadece bilgisayar başında oturmak gibi görünse de, aslında sürekli düşünmeyi, hata yapmayı ve o hatalarla baş etmeyi gerektiriyor. Saatlerce aynı problem üzerinde düşünüp ilerleyemediğim günler oldu. Bu noktada insan ister istemez kendini sorguluyor. Oysa çoğu zaman sorun yeterlilik değil, sürecin doğası gereği zor olması. Bir de hızlı başarı beklentisi var. Ne kadar çok çalışırsak o kadar hızlı ilerleyeceğimizi düşünüyoruz. Ancak yazılımda öğrenme süreci düz bir çizgi gibi ilerlemiyor. Bazen haftalarca hiçbir şey anlamadığımı düşünüp, bir anda birçok şeyin yerine oturduğu anlar yaşadım. Sorun, bu yavaş ve düzensiz ilerlemeyi başarısızlık sanmamız. Oysa bu inişler ve çıkışlar sürecin kendisi. Dönüp baktığımda şunu fark ediyorum: Yaşadığım hayal kırıklığı yazılım mühendisliğinden değil, ona yüklediğim anlamdan kaynaklanıyordu. Yazılım; hızlı para, kolay başarı ya da sürekli motivasyon vadeden bir alan değil. Ama sabırla öğrenen, düşünen ve pes etmeyenler için gerçekten güçlü bir alan. Belki de hayal kırıklığı bu yolun doğal bir parçası. Çünkü beklentilerimizin kırıldığı o anlarda gerçeklerle yüzleşiyoruz. Ve asıl öğrenme, tam da orada başlıyor .